Koz Kocaeli’de Şadi Baba’yla yine hararetli bir tartışmanın içindeyiz. Konu ne mi? Tabii ki yalan…
İnsanların birbirine söylediği yalanlar, yalan haberler, zoraki söylenen yalanlar… Konu dallanıp budaklanıyor ama dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Ortada söylenmiş bir yalan var.
İnsan bazen öyle bir inanıyor ki… Dışarıdan bakan “Bu kadar da olmaz” diyor, sen içeriden “Gayet olur ya, mantıklı aslında” diye savunuyorsun. Sonra gerçek ortaya çıkınca ortada iki seçenek kalıyor: Ya kendine “Ben bunu nasıl yedim?” diye kızacaksın ya da durumu kabullenip bir çay koyacaksın. Genelde ikinciyi seçiyoruz; çünkü ilk seçenek fazla yorucu.
Şimdi şu konuyu netleştirelim:
Bir yalana inanmak = aptallık değil.
Ama aynı yalana üçüncü sezon, beşinci bölümde hâlâ inanıyorsan… orada senarist sensin artık.
İnanmak dediğin şey aslında insanın “demo sürüm güven sistemi.”
Birine güveniyorsun, diyorsun ki:
“Bu insan beni üzmez.”
Hayat da arkadan kahkahayı basıyor:
“İzleyin şimdi…”
Ama mesele şu:
İnanmak kötü bir şey değil.
Hatta biraz da “içimizdeki saf çocuk hâlâ görev başında” demek.
O çocuk var ya…
Hani “Ama o bana öyle demişti” diye savunan…
İşte o, insanın en temiz ama en kolay kandırılan çalışanı.
CV’sinde tecrübe yok ama kalbi pırıl pırıl.
Karşı tarafta ise bambaşka bir profil:
“Yalan Söyleme Uzmanı”
Deneyim: Sonsuz
Referans: Yok
Vicdan: Şu an ulaşılamıyor
Şimdi komik olan şu:
Sen iyi niyetle inanıyorsun,
karşı taraf profesyonel şekilde sallıyor.
Yani ortada adil bir rekabet yok.
Bu, mahalle maçında birinin gizlice Şampiyonlar Ligi oyuncusu çıkması gibi.
Sonra gerçek ortaya çıkıyor.
Ve o meşhur iç ses:
“Ben bunu hak etmedim.”
Doğru.
Ama bir yandan da:
“Ben bunu biraz davet etmiş olabilirim.”
Çünkü bazen biz de şunu yapıyoruz:
Kırmızı bayrakları görüp “Dekorasyon herhalde” diyoruz.
Adam üç kere sallamış,
biz hâlâ:
“Yok ya, aslında tutarlı çocuk” diyoruz.
Bir şeyler içimize sinmemiş,
ama biz:
“Ben fazla düşünüyorum galiba” diyoruz.
Yok, düşünmüyorsun.
Sadece içindeki o saf çocuk “Bir şans daha verelim” diye ısrar ediyor.Ve en güzel kısmı:
Kandırıldığını anladığın an.
İçinde hafif bir gurur beliriyor:
“Ben kötü biri değilim ya… Ben sadece inandım.”
Evet, biraz canın yanıyor.
Ama en azından karakterin sağlam.
Çünkü dürüst olmak zor, yalan söylemek kolay.
Sen zor olanı seçmişsin, farkında olmadan bile olsa.
Kısacası:
Kandırılmak seni aptal yapmaz.
Sadece şunu gösterir:
Sen hâlâ “insan sürümünün temiz kalp güncellemesi yüklü” hâlini kullanıyorsun.
Ama küçük bir tavsiye:
Bir dahaki güncellemede “şüphe eklentisi”ni de indir.
Tamamen güvenmeyi bırakma…
Ama biraz da “Acaba?” demeyi öğren.
Yoksa hayat sana sürekli şu bildirimi gönderir:
“Yeni yalan yüklendi. Kabul ediyor musunuz?”
☺️☺️☺️
Kalın sağlıcakla…
Tabii ki KOZ’da.






