30 yıldır bu şehrin sokaklarını, mahallelerini, insanlarını görüyorum. Ama bir şeyi hiç görmedim. İnsanların adını bildiği, yüzünü tanıdığı, derdini anlatabildiği gazeteciler görmedim.
Çünkü yıllarca gazetecilik adı altında yapılan şey; trafik kazası haberi paylaşmak, yangın haberi girmek, protokol fotoğrafları yayınlamak ve birilerinin yanında görünmekten ibaret kaldı.
Peki vatandaş ne yaptı?
Sesini duyuracak bir kapı bulamadı.
Sorununu anlatacak bir arabulucu bulamadı.
Mahallesindeki problemi aktaracak bir gazeteci bulamadı.
Çünkü gazetecilik halkın içinde değil, dört duvar arasında yapılmaya çalışıldı.
Bugün dönüp bakıyorum.
Ben sadece sekiz ay önce insanların karşısına çıktım. Gizlenmeden, saklanmadan, ismimi ve yüzümü ortaya koyarak. Bir medya logosunun arkasına saklanmadan, bir internet sitesinin arkasına gizlenmeden, gazeteci olarak insanların hayatına girdim.
Ve bugün Türkiye’de ve Gebze’de milyonlarca insan beni tanıyor.
Çünkü ben kusursuz olduğum için değil, ulaşılabilir olduğum için.
Çünkü vatandaş bir sorun yaşadığında bana ulaşabileceğini biliyor.
Çünkü gazeteciliğin sadece haber paylaşmak değil, halk ile kurumlar arasında köprü olmak olduğunu biliyorum.
Basın kartı taşımak gazeteci yapmaz.
Gazeteci; halkın arasında dolaşan, vatandaşın derdini dinleyen, gerektiğinde onun sesi olan kişidir.
Yıllardır yapılamayan şey buydu.
Bu yüzden bugün insanlar medya kuruluşlarının isimlerini değil, gazetecinin kendisini konuşuyor.
Çünkü yeni nesil gazetecilik artık masa başında değil, dijital ortamda, sokağın içinde, vatandaşın yanında yapılıyor.
Gebze’de değişen şey tam olarak budur.
Ben haber paylaşmadım sadece…
İnsanlara ulaşılabilir bir gazetecinin var olduğunu gösterdim.
Ve görüyorum ki sekiz ayda kurulan bu bağ, bazı insanların yıllardır kuramadığı bağdan çok daha güçlü oldu.
Çünkü güven, tabelalarla değil; insanların hayatına dokunarak kazanılır.
Arkadaşlar Gebze Muhabiri bunu başardı👍🏻👊🏻













